
Görme olayı ışığın cisimlerden yansıdıktan sonra gözümüze girmesidir. Yoğun ışıkta göz bebeklerimiz küçülür ve düşük ışıkta büyür. Gözlerimiz bu çalışma şekliyle düşük ışıkta görmeyi sağlayacak kadar ışık toplar. Yoğun ışıkta ise içeri giren ışık miktarını azaltarak görmeyi sağlar.
Makinekerimiz de aynı mantıkla çalışır. Göz bebeklerimizin fotoğraf makinesinde karşılığı diyaframdır. Işığın az olduğu ortamlarda göz bebeklerimizin açıldığı gibi diyaframı da açmak gerekecektir. Ancak diyafram açıldıkça net alan derinliği azalmaya başlayacaktır. Alan derinliğinin azalması bize fotoğrafta farklı etkiler yaratmamız için bir fırsatta olabilir. Özellikle portre çekimlerinde modeli geri ve ön planda görülebilecek objelerden ayırabilmek için kullanabiliriz. Ancak fotoğrafta tüm görülen alanlarda netlik yakalayabilmek için açık diyaframda pozlama yapamayız. Tam bu noktada enstantene devreye girer. Işığın az olduğu ortamlarda diyaframı çok fazla açamıyorsak enstantene değerini daha düşük seçerek pozlama süresini uzatabiliriz. Böylece düşük ışık koşullarında da yüksek diyafram ayarıyla görüntü almamız mümkün olacaktır. Burada da dikkat edilmesi gereken enstantene değeri düştükçe çekilen objenin ve çekim esnasında kameranın sabit kalmasıdır. Pozlama süresi arttığı için bu süre içerisindeki herhangi bir hareketlik görüntümüze yansıyacak ve netliği kaybettirecektir.
Objektif çekmek istediğimiz konudan yansıyan ışığı makinemizdeki ışığa duyarlı yüzeye aktaran lens takımıdır. Çok çeşitli kriterlerde öne çıkabilirler. Öncelikle bir objektif almak istediğimizde karar vermemiz gereken odak uzaklığıdır.
DSLR makinelerde kullanılan lensleri aynasız makinelerde de kullanmak mümkün. Hatta farklı birçok bayonetteki lensleri kullanmaya olanak sağlıyor. Özellikle manuel kullanımlarda çevirici bulmak kolay.
Yorum yapılmamış on This Post